MAYIS SIKINTISI
Mayıs!
Yağmur yağıyor
Islanıyor düşlerim
Yalın ayak koşuyorum
ve fakat alnımdan süzülen damlalar değil;
terim.
Korkuyorum,
Çünkü yağmur yağıyor
ve çünkü ıslanıyor düşlerim.
Sahipsiz bir kulübe görüyorum
Tedirgin bir edayla giriyorum içeri
ve bir köşeye siniyorum
ve sineye çekiyorum, yağmuru.
Sabah!
serçelerin sesini bastıran bir tahtakurusu sesine uyanıyorum.
Yağmur dinmiş..
Düşlerimi ısıtacak bir güneş arıyorum.
Yaralarım sızlıyor..
Yağmur dinmiş ve fakat ben korkuyorum
Çünkü biliyorum;
"kapanmaz yağmurun açtığı yaralar çocuklarda "..
Giden sevgiliye ağıt, isyan, hiciv
Sislidir gece, aklım kalır mazide
Hatıralar çoktur ve uzar gider gece
Yemen’e giden yiğit döner mi geri
Hem de isteyerek evlenmişse sevdiği
İsyan tomurcukları açar gönülde
Açar da artık ne kalır elde
Nisan yağmurlarında yitirdiğim,
Biricik sevdiğim, göz bebeğim…
Hangi kanalizasyonun
Hangi foseptik çukurundasın
Sevgilim…
Bir değil bin can verseydim; boşuna
Anan haram lokma katmıştır aşına
Ben şimdi bitmez bir anın inhisarında
Sense isimsiz bir adamın kollarında
Gönlümün tipisine yakalanmış beynim
Hakikat bu ya;
Ya divane bir aşık gibi delireceğim
Ya da saralı bir hasta gibi gebereceğim…
Bir kunduracı vardı köyümüzde
Bu kunduracı ayağına göre yapardı
bütün kunduraları,
böylece eşit kıldığını sanırdı herkesi,
alçak herif!
Napolyon'un boyu kadardı boyu,
hiç de kolay değildi bizler için,
onun kunduralarını giymek.
Ama herkes
Allah'tan geldiğini sanırdı bunun
sık sık dua etsin diye
müslümanlar
(Müslümanlar çıkarırlar kunduralarını dua ederken. Anlaşıldı mı?)
Ağrıyan ayakların türküsüdür dua.
Gençler, yaşlılar
koşarlar camiye
topallayarak, bağrışarak
(canı pek yanıyor adamın)
-Allah büyüktür-
kunduranın buyruğuna girmişsin bir kere.
Yalınayaklar
bir de dilenciler sadece
Allah'a inanmazlar.
Kunduracı da inanmaz -
ayakları rahat nasıl olsa.
Allah büyüktür! Tabii. Ama uzaklardadır biraz. O alçak kunduracı ise burada, sırıtmakta. Bütün köy dua ediyor şimdi, ayakları büyüsün diye kunduracının. Terziler zayıflasın, şapkacılar koca-kafa olmasın diye.
Olcas Süleymanov
Saat oniki,
birazdan kudurur derya
birazdan aklına takılır,
yıllanmış yılık bir koşma
Saat oniki,
Düşürürler bir çocuğu yüzünkoyu
Sanırsın sanki, soysuzun,
gavur yurdundan frenk soyu
Saat oniki,
Alıp başın gidersin..
gidersen, yamyamlara kalacaktır
anayurdun,toprağın, bilesin..
24.11.2007 saat oniki değil.
Yedi kıta dolaştım,
yedi yüzyıl bekledim
yedi tepeli şehrin
yedi kapısından girdim
hani yedi daldan düşer ya
yedi göle
sonra açar ya tomurcuk
hani yedi düğüm açılır
sonra saçılır ya
boncuk
anlasana be kadın, canım istemiyor sucuk
canım istiyor…
Saki doldur kadehleri yeniden
Fikrim yok, aklım gelir geriden
Zaman aksak bir merkep,
İpi boynumda.
Boynumda vebalı(i);
Binlerce hatıra.
Saki, bilmezsin sen
Gözleri yeşil kadar yeşildi
Sözleri, umut
Yüreği, hayat..
Yemezler aslanım,
bu numara bayat
İsmi bir çiçek;
Baharda açarya..
Kaderdir, hep
Benden kaçarya...
Nedendir, bilmezsin sen
Bu zindan şehrin adı; Sakarya.
09.11.2007 saat 00:35
Gül dalında açmış ayva kokulu narın
bahar mevsiminde sağnak yağan karın
adı, sanı, tadı..
Izdırabın ardında bekleyen sevginin,
-sevgilinin
dokunamadığım saçlarının kokusunda
-hayatın
anlamsız gelen ayrıntılarının yarattığı
-meleke
kesvedeceğim gündür, Yaşadığım gün;
bugün.
Mayası çekmiş çocuğun çeker kahrını
çeker sineye kaderin çileli oyunlarını
Çekerek saklamış yılların hatırasını
hatırası boynunda, izleri alnında kalmış
kalakalmış bükük iken boynu bir başına
gariban, katamamış bir kuru ekmek aşına.
Yazık...
Gece olunca,
Çökünce hasretlik
yüreğime…
feryadı kalır
gül dalında sararan
bülbülün…
kimse bilmez
son baharındadır;
ömrüm
Nisan’da dokunur
seher yeli
Şahdamarıma
çimlerde kalır
boynu bükük, sahipsiz,
gözyaşım
kimse bilmez
kimse
bilmez...
18.10.07
Geldim
Geldim, buradayım işte
hani bin bir fırtınadan sonra açarya
tomurcuk
Geldim, buradayım işte
hani sahipsiz geceler doğururya
çocuk
Geldim, buradayım işte
hani elleri anadan doğma nasırlı
kadın
Geldim, buradayım işte
hani uzansan değecek ellerin
yüreğime
Geldim, buradayım işte..